fbpx
DOLAR 18,6394 0%
EURO 19,6379 0.06%
ALTIN 1.077,60-0,24
BITCOIN 3168020,28%
Ankara
10°

PARÇALI BULUTLU

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

>
Gökhan Çayırlı

Gökhan Çayırlı

21 Temmuz 2022 Perşembe

MSB duyurdu: PKK’da çözülme devam ediyor!

MSB duyurdu: PKK’da çözülme devam ediyor!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Milli Savunma Bakanlığı’ndan konuyla ilgili (MSB) yapılan açıklamada “Kararlı operasyonlarımız neticesinde PKK’lı teröristler teslim olmaya devam ediyor. Irak kuzeyinden kaçan 2 PKK’lı terörist Habur’da hudut karakolumuza teslim oldu.” ifadeleri kullanıldı.

Kararlı operasyonlarımız neticesinde PKK’lı teröristler teslim olmaya devam ediyor. Irak kuzeyinden kaçan 2 PKK’lı terörist Habur’da hudut karakolumuza teslim oldu.#MSB pic.twitter.com/COv4M9HkrZ

— T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) July 20, 2022

Devamını Oku

GIRIKKALE…

GIRIKKALE…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Benim yetiştiğim, 25 yıl bir fiil yaşadığım, kırmızı lacivert formayla 6 yılımı geçirdiğim, futbol oynadığım dönemde adını her zaman en yükseğe çıkarmak için iki dizimi topraklarına bıraktığım, hali hazırda halen aile büyüklerimin yaşadığı şehirdir Gırıkkale.

Havasından mıdır, suyundan mıdır bilmem ama dili ne kadar sert olursa olsun insanı merttir. Gırıkkale insanının dili kabadır belki ama yüreği yufkadır. Karnın mı açıktı tıklat bir evin kapısını açım de kim olduğunu nereli olduğunu sormaz bile. Allah ne verdiyse paylaşır seninle son lokmasına kadar. Mesela Zafer Çarşısında yürüyorsun bir esnaf dükkânına girdin. Alış veriş yapman önemli değil bazen sokaklar üzerine kurulmuş çay ocaklarının hızlı garsonlar tarafından getirilir çayın bazen de esnaf dükkânında alın teriyle demlenen çayın servis edilir hemen. Kılığının kıyafetinin önemi yoktur. Siyasi görüşüne bakmaz. Birçok büyük ile oranla siyasi görüş olarak daha kozmopolittir. Öyle olmamış olmasaydı son dönemde üç büyük partiden birer vekil çıkarmazdı. Neyse devam edelim. Haftada bir her evde yufkanın üzerine dökülen bulgur pilavı yenilse de özellikle ağır sanayimizin can damarıdır Gırıkkale. Bana sorarsanız en büyük talihsizliği ise Ankara’ya yakın olmasıdır. 44 ilin buluşma noktasıdır. Kızılırmak havzasında olmasından dolayı Hitit, Roma ve Bizans gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Keskin ilçesi köylerinden Selçuklu ve Osmanlı Devleti için askerler yetiştirilmiştir mesela. Horasan erenlerinden Hasan Dede bir ilçesine adını vermiştir. Merkez ilçesi olan Yahşihan’a ismi Emir Timur tarafından verilmiştir. Türk Kültürüne Hacı Taşan gibi bir ustayı yetiştirmiştir. Dillere pelesenk olan”Türkiyem” şiirinin şairi Merhum Dilaver Cebeci’yi bağrında yetiştirmiştir.

Bu hizmetine karşılık nedendir bilinmez, niye’sini de siz araştırıp bulun biraz olsun devletin üvey evladıdır. Bana kalırsa vatana olan sevgisinden, devlete olan bağlılığından emin olunduğu içindir bu görmezden geliş.     Devlet büyükleri bilirler ki Gırıkkale insan susuz kalsa da, aşsız kalsa da, işsiz kalsa da devletine başkaldırmaz. Alicenaptır, mütevekkildir, yardım severdir, vatanseverdir, muhafazakârdır. Milli ve manevi duyguları en üst seviyede yaşar. Her şehirde olduğu gibi Gırıkkalelinin de iyisi kötüsü vardır. Ülkemizin bağımsız bütünlüğüne kasteden HDP’nin parti binasını didik didik arasanız da bulamazsınız bu şehirde. Çünkü teröre en çok şehidi veren illerin başında gelmektedir. Bu sebeple HDP’nin parti binası yoktur. Bir de bu şehrin insanının en bariz özelliği asla ve asla yemek yediği kaba pislememesidir.

Böylesine bir şehir halkı yapmış olduğu yalan yanlış benzetmeler ve sapır saçma sözlerle kendisini komedyen sana Baturay Özdemir tarafından sahne performansına konu edilmiş. Kitapların içine gömüldüğüm için tanımıyorum bu zatı. Çevremdeki insanların sosyal medya paylaşımlarından gördüm sadece yapmış olduğunu. Bir dakikalık süre içerisinde bayağı üzüldüm haline. Gırıkkale’ nin neresinde yaşamış bilmiyorum ama çocukluğunda yaşamış olduğu bir travmanın etkisinden çıkamamış. Üzerinden atamadığı moron’luğunu da buna bağlıyorum. Eğer öyle olmasaydı en başta Gırıkkale diyeceğini bilirdi. “Lan” kelimesi Gırıkkale’ liler için virgüldür mesela bundan da habersiz. Asıl habersiz olduğu nokta ise Gırıkkale de siz neyseniz onun karşılığını bulursunuz. Gırkkaleli sizi sevdiği zaman yakınlığını belli etmek için “Gardaş” der. Tabi Baturay gibileri için bu ünlemeler kültürsüzlüktür. Mesela Gırıkkale için “Medeniyetten kaçış projesi” demiş bu zevat. Baturay ve ona benzeyenler için medeniyetsizlik olabilir çünkü onlar dakika başına bir tecavüz vakası düşen İngiltere’yi, sokaklarında kapkaç ve hırsızlığın eksik olmadığı Fransa’yı, elinde biralarla magandalık yapan Almanları, kullandıkları zararlı maddelerle insanlık seviyesinin en altında sürünen Amerikalıları örnek alıyorlar. Onlara göre sokaklarda köpek gezdirmektir çağdaşlık, gece kulüplerinde sabahlamaktır.          Böyleleri için söz sarf etmeye de gerek yoktur aslına bakarsanız ama hani kendi çapınca dalga geçtiği sabahtan akşam insanların karşılık volta attığı Gırıkkale’ nin sokaklarında öğrendik biz vefayı. Şimdi oturdukları koltukları Gırıkkale’ ye borçlu olanlar bu şirin şehre vefasızlık ediyorsa bana ne? Üç milletvekili var bu şehrin üçü de avukat aynı zamanda, ülke ekonomisine katkı sağlayan hatırı sayılır iş adamları var, onların vurdumduymazlığı için bende vefasız olamam ya.
Bak Baturay Efendi bu zamana kadar ettiğim sözler yapmış olduğun dalkavukluk içindi. Şimdi ki sözlerim sanadır. Gırıkkale’ li biri için en büyük gurur kaynağı Müslüman Türk oluşudur, cahildir insanımız eyvallah bu cahilliğine göre yaşar en yoğun duygularını ama senin gibi aymaz ve yarı cahil değildir. Çok sevdiğini ve takip ettiğini söylediğin İlber Hoca’nın yarı cahiller için sarf ettiği sözleri dinlemeni tavsiye ederim sana. Senin gibi uzaktan kumandalı bilgisayar figürü değildir Gırıkkale insanı, bağrından “devletim isterse altı ayda nükleer silahta yaparım” diyen Melih Bulu gibi bir bilim insanını da yetiştirmiştir.
Benim sana son tavsiyem yaşın henüz geçmeden gir SSK’lı bir işe çalış, zira sen komiksin ama yaptığın gösterilerin berbat.
Dalkavuk: Çıkarı için faydası için türlü işler yaparak saygınlık kazanmaya çalışan kişi.
Moron: Eğitilemez derecede zekâ eksikliği olan kişi.
Zat: Kişi, kimse.
Zevat: Kişiler, kimseler.

Son kelimeleri şu sebeple yazdım, olurda çevrende aklı evvel birileri sana hakaret ettiğim bahanesiyle bana dava açmanı falan söylerlerse onlara kanma. Bu sözler hakaret değil.

Kıymetli okuyucularım haftaya ömür vefa ederse buradayız efendim.
Muhabbetle (Baturay sen üzerine alınma)

Devamını Oku

HOŞGELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN…

HOŞGELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Öyle bir ânın arifesindeyiz ki: Gündüzü Cuma, akşamı teravih, gecesi sahur, sonrası Ramazan-ı Şerif. Mübarek olsun, güzelliklerle geliyor, güzelliklerle ayrılsın bizden. Hoş geldin ya Şehri Ramazan.

Kapıyı çalan on bir ayın sultanı. Gönül ikliminin sultanlığını yaşatacak bize. Diğer aylara zamanlardan daha dingin,  diğer zamanlara göre daha sakin geçecek bir aydan bahsediyoruz. Ruh âlemindeki huzurun hanemize, mahallemize, çevremize yansıyacağı bu ayı acaba biz sultana layık şekilde karşıladık mı? İşte geldi misafir kapımızda.

Gelir ve çalar kapıları…

Kimisi ilk çalışta açar kapıyı. Buyur eder misafirini başköşeye. Ev sahibini neredeyse bıraktığı gibi bulmanın memnuniyeti yayılır Ramazan’ın yüzüne. Görüşmeyeli ne var ne yok diye başlayan sohbet bayrama kadar sürer gider muhabbetle. Ev sahibi hakkı verilerek tutulmaya gayret edilen bir oruç, her yatsı sonrasını huzura gark eden bir namaz, ilk okunuşunu tahattur ile süslenen bir hatim, hiç olmazsa son on gününde Allah için kâim olunan geceler ikram eder misafirine. Memnun olur, ev sahibine hediyelerini sunar Ramazan. Geçen seneden daha güzel, daha ışıltılı, daha çoktur hediyeler.

Kimisi yarı aralık bir kapının eşiğinde hasret ve gözyaşlarıyla karşılar. Ramazan’ı. On bir aydır bekliyor gibidir o kapıda, boynu bükük ve mahzun. Misafir sımsıkı kucaklar ev sahibini. Birbirlerinin kokusunu çekerler ciğerlerine dek, ikisinden de yükselen râyihâ birdir. Bir gören olsa der ki, ya birisi giderken diğerini de alıp götürmüş geçen yıl yahut hiç gitmemiş bu evden geçen yıldan beri.

İçeri girer misafir, bakar ki giderken bıraktığı bütün hediyeler yerli yerinde. Ne içlerinde bir eksik, ne üzerlerinde bir parça toz, ne en ufak ufak bir leke. Göz göze gelirler, o an. Bakışlar mıhlanır birbirine, kelime fazladır o sohbet için, cümleler anlamsız. Susmanın vaktidir şimdi, susup anlatmanın vakti.

Ev sahibinin ikramı, bütün azaların kalp hizasında kendini gafletten kestiği bir oruç, gözü yaşlı secdeler boyunca uzayıp giden dualarla kıvam tutan teheccüd süslü geceler, Rabbi’yle konuşurcasına okunan, her bir ayeti okuyanın kalbinde bir filiz olup ötelere boy veren bir hatim, fukarânın eksik olmadığı sofralardan yükselen sellercesine bir cömertlik ve daha neler neler…

Misafir heybesini açmaz bu defa. Elini kalbine götürür, inciler çıkarır oradan, bırakır ev sahibinin avuçlarına, adamın kalbi inciye döner. Ve daha neler, dile gelmez.

Kimisi utana sıkıla açar kapıyı.

Ev yıkıldı yıkılacak, eşyalar perme perişan, ortalık darmadağınık… Ne ikram edecek bir şey var, ne misafir ağırlayacak bir oda. Gözlerini kapatır Ramazan, ev sahibini mahcub etmek istemez, görmemiş gibi yapar. Umutlanır ev sahibi, ilk bir kaç günde duvarlar sıvanır yeni baştan, nasuh bir tövbe ile aktarılır çatı, mahcub oruçlardan bir yatak yapılır misafire, vakit buldukça kılınan teravihlerden bir sofra kurulur, gözleri haramdan men etme gayreti tatlısı olur o sofranın.

Kimi evler gürültülüdür, içeridekiler duymaz kapının çalındığını.

Açılmayan kapılardan dönüp gitmez Ramazan. Aralık bir pencere bulur süzülür içeri. Eski bir seccadeyi bulur çıkarır sandığın içinden, temizlik bahanesiyle. Kitaplığın ta arkalarında kalmış bir kitabı düşürür gözlüğünü arayan ev sahibinin önüne. Daha olmadı çocukluğundaki bir iftar hatırasından rüya yapar uyandırır ev sahibini gecenin bir yarısı. Sabah ezanı da tam o anda okunmasın mı? Ağlar adam başını ellerinin arasına alıp, yatağın içinde hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlar. Derin bir nefes alır, hamd eder Ramazan.

Bir eve penceresi kadar düşer ayın ışığı ve hissi kadar hissesi vardır her kalp sahibinin. Kimi evlerin kapısı kilitli, sımsıkı çekilidir bütün perdeleri, kimi evler duvarları bile yıkmıştır, evin içi ay ışığına dönsün diyerek.

Ramazan geldi ve çalıyor kapısını kalbimizin.
Evin içini muhteşem bir sevinçle süslemeli şimdi.
Çeki düzen vermeli on bir aylık dağınıklığımıza.
Ramazan geliyor diye sevinmek iman alâmetidir dostlar.

Yüzümüzde on bir ay kadar bir tebessümle düşmeli sokaklara, karşılamalı sultanı kapımızı çalmadan önce ve küçelere secde secde su sepmeli, yâr gelende toz olmasın diyerek…

İçinde seksen yıldan daha hayırlı “Kadir Gecesini” barındıran Ramazan geldi, ne güzel geldi tüm hatalarımızı affeden bir baba gibi, tüm hatalarımızı örtmek isteyen bir ana gibi geldi. Bizi biraz kendine benzetmek için geldi, ne iyi etti de geldi, ne güzel geldi.

Cümle dostlar Ramazan-ı Şerifiniz mübarek ola.

Haftaya ömür vefa ederse buradayız efendim.

Muhabbetle…

Devamını Oku

Koca Reis

Koca Reis
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2005 yılında Kırıkkalespor’ da oynarken dizimden sakatlanmıştım. Bilemezdim ki o sakatlık hayatımı değiştiren bir hadise olacaktı. Kırıkkale’de imkânlar kısıtlı olduğundan tedavi için Ankara’ya spor sakatlıkları hastanesine gelmiştim. Tedavi sıramızı beklerken Cuma Namazını kılmak için hacı Bayram Veli Camiine çıktık. Ama sanki gök yarılmış gibi yağmur yağıyor. Hacı Bayram’ın o halini bilenler bilirler. Şimdiki gibi muntazam değildi. İç ezan okuduğunda bir kalabalık hareket ediyordu. Önden birisi yağmurun kısmen daha az geldiği yerden bir kişilik yer açmaya çalışıyordu. Hemen yanımda durdu kalabalık. Ve yanıma tüm heybetiyle o diz çöktü. Babam seksen dönemini dibine kadar yaşamış bir ülkücüydü. O dönemin ülkü devlerini dinlemiştim hepsini gıyaben tanıyordum. Ve onlardan biri olan Muhsin Yazıcıoğlu tam yanımdaydı. Alparslan Türkeş, Devlet Bahçeli, Sadi Somuncuoğlu dinlediğim gibi onu da babamdan dinlemiştim. “Başkan” derdi, “Koca Reis” derdi. Şimdi O adamın dizleri dizlerime değiyordu. Namaz sonrasında herkes ile tokalaştı, hasbihal etti.

Anadolu Gençlik Derneğinin düzenlemiş olduğu Bosna Hersek gezisine davetle gitmiş Alp Eren’lerle Ayvaz Dede Şenliklerine katılmıştım. Bizler önümüzdeki atın üzerinde Türk Bayrağı taşıyan Koca Reis’in arkasında Prusas Dağına tırmandık. Bir buçuk saat sürmüştü bu tırmanış. Bir ara bizim grubumuz durdu. Çünkü Muhsin Başkan her zamanki kadirşinaslığıyla yaşlı bir kadınla konuşuyordu. Kadın gözyaşları içinde bir şeyler anlatıyor tercümanlar çeviri yapıyorlardı. Konuşma bittiğinde Muhsin Başkan önce yaşlı kadının elini öptü ve sarıldı. Yanaklarına gözyaşları süzülüyordu. Şenliklerden sonra anladık biz olayın ne olduğunu. Yaşlı kadının oğlu Srebrenitsa’da katledilmiş yapılan kazılar sonrasında kemiklerine ulaşılmıştı. Ve kadın Koca Reis’ten cenaze namazına katılmasını ve defin etmesini istedi. Bosnalılar için Türkiye hala Halife-i İslam’dı. Muhsin Başkan şenlikleri bitirdikten sonra kadının ricasını yerine getirerek cenaze namazına katıldı ve defni gerçekleştirdi.

2007 yılında Konya’ya gelmişti Koca Reis. Gençlerle buluştu seminer verdi. Seminer sonrasında ise hatıra resmi çektirdi. Yanına gittim ve kendimi tanıttım. Soyadımı duyduğunda direk “Müslüm Çayırlı’nın neyi oluyorsun” diye sordu. “Oğluyum” cevabını verdiğimde, biran durakladı. Neden hiç yanına gelip gitmediğimi sorduğunda. Babamın siyasetten uzak kalmamızı istediğini söyledim. Kafasını salladı, çok çektirdiler bize demişti. Sonrasında da beni Derviş Abdullah’a emanet etti. Ankara’ya her geldiğimde artık BBP genel merkezine uğrar, bir bardak çay eşliğinde her biri bir ders niteliğinde olan sohbetine dâhil olurdum. Ailemden görmüş olduğum temel eğitimle birlikte çok şey öğrendim kendisinden. Kirli siyaset çemberinde temiz kalmayı, dalkavuklar sahnesi olan bu oyunda dürüst kalmayı, eğilmeden, bükülmeden kendi doğrularınla yaşamayı…

Şehit edilmesinden birkaç gün önce Konya Sanayi Esnaf’ın daveti üzerine Konya’ya gelecekti. Çok şaşalı karşılamaları sevmezdi Rahmetli, gösterişten uzak bir hayatı tercih etti her zaman. Derviş Abdullah ile birlikte organizasyonu hazırlamıştık. Cuma namazını kıldıktan sonra oturacağı sofraya kadar hazırdı. Konya merkeze gelirken ilçeleri de ziyaret ettiği için gecikmişti biraz. Onu bekleyen Konyalı esnaf söylenmeye başlamıştı. Ve o geldi. Tüm heybetine rağmen mahcuptu. Herkesten helallik istedi. Namazını kıldı, tam bir Anadolu yiğidi gibi bağdaş kurup sofraya oturdu. Herkesin elini sıktı, herkese tebessüm etti. Ve herkesin diline pelesenk olmuş konuşmalarından birini yaptı, sanki öleceğini bilir gibiydi.

“Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz dünya için fırıldak olmaya gerek yok.”

Diğer programlara katılmak için yola çıkacaktı. Göz göze geldik. “Babana selam söyle” dedi ve arabaya binerek uzaklaştı. Herkes arkasından hayır dualar ediyordu. Derviş abinin yüzünde ise anlam veremediğim bir hüzün vardı.

29 Mart seçimleri için Kırıkkale’nin Irmak Kasabasına oy kullanmaya gelecektim. Amcam Belediye başkanı adayıydı. Otobüsün koridor televizyonundaki alt yazıyı okuduğumda kanım dondu. Derviş Abiyi aradım. Telefonu meşguldü. İçim daralmış, canım sıkılmıştı. Yoldan arama kurtarma çalışmaları için Kel Dağı Kanlı Çukur mevkine doğru yola çıktık dilimizde dualarla. Sonra bir haber geldi. “Bulundu durumu iyi” ama bize aktarılanlarla alakası yoktu. Bölge askerlerce kontrol altına alındı hiçbir arama çalışması yapılmadığı gibi köy halkına da müsaade edilmiyordu. Arama için gelen JÖAK Timi dahi tipi gerekçesiyle aramaya çıkarılmamıştı. Aramaya çıkan ekipler ise bilinçli bir şekilde tam ters istikamete sevk ediliyorlardı. Seksenlerin bozkurdu, Keş Dağlarında ölüme terk edilmişti. Helikopter enkazına yine iki gün sonrasında köy halkı ulaşmıştı. Rahmetli Fidan Anne ne güzel ifade etmişti bu durumu.

“Çocuklarım arasında en az onu gördüm. Devlet, millet çağırıyor der giderdi. Oysa o bir defa devleti bekledi, devlet gelmedi.”

Muhsin Yazıcıoğlu sahip olduğu değerler hasebiyle iktidarından muhalefetine herkesin sevdiği, saygı duyduğu ama bir o kadarda çekindiği bir siyasi karakterdi. Çünkü O seksen döneminde uğradı zulme rağmen duruşunu bozmadı, Alparslan Türkeş gibi güçlü bir lidere karşı kendi doğrusundan vazgeçmedi, 28 Şubatta milletin sesi olarak “namlusunu milletine çevirmiş tanka” selam durmadı, birlikte mahpus yattığı ülküdaşları onu ihanetle suçlasa da o yolundan dönmedi. Aslında ihanet söyleminin altında her zaman “gitme, Başbuğ’dan sonra lider sen olacaksın” serzenişiydi bu O durmadı, doğruları için baba gibi gördüğü liderinin sözünü dinlemedi. Daha sonrada “Ben MHP’den ayrılmadım, koparıldım” diyerek partiden ayrılışını planlayanları ifşa etti. Mekânı cennet olsun, makamı alî olsun. Rahmetli başkan her şeyden önce insan, inanmış bir Müslüman, bana göre Türk – İslam davasının mücahidi, gibi falan değil ADAM’dı.

Fırsat buldukça kabrine gider, fatiha okur ve içimden geçenleri sessiz sessiz anlatırım kendisine. Zira şehitler ölmezler. Son sözü Koca Reis’e bırakalım ve onun İslam’a adanmışlığını bir kere daha görelim.

“Bir kar tanesi olsam, Mekke’ye düşmek isterdim.”

Haftaya ömür vefa ederse buradayız efendim.
Muhabbetle.

Devamını Oku

ÇANAKKALE RUHU…

ÇANAKKALE RUHU…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu günden bir asır öncesine uzanalım ve dedelerimizi yeniden yad edelim… Âminlerle, Fatihalarla, Tekbirlerle…

Dünyanın en kesif, en güçlü en acımasız orduları gözlerini göz bebeğimiz İstanbul’a dikmişlerdi. Amaçları İstanbul’u alıp Osmanlı Devletini yok edip, savaş nedeni olan dünyanın en zengin petrol rezervine sahip olan en kaliteli petrolü Musul – Kerkük petrolüne konmaktı…
Savaşı çıkaran İngiltere, yenilmez donanmasıyla Çanakkale Boğazına dayandığında hiç beklemediği bir dirençle karşılaştı… İngiliz Kralına “Yarın kahvaltımızı İstanbul’da yapacağız” telgrafını çeken İngiliz Komutanı savaştan yıllar sonrasında bir açıklama da bulunacaktı…

“Biz Çanakkale’de sadece askerlerle savaşmadık, onlara yardım eden beyaz keçeli, beyaz giyimli kişilerde vardı..”

Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i, Türkmen’i tek bir ülkü için birleşmişti düşman asla Son Kale, Çanakkale Boğazını geçmeyecekti ve öyle de oldu.. Mehmed Akif Çanakkale’yi görmeden Çanakkale Şehitlerine yazmış olduğu destanda şu beyitte yer verir.

“Asımın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek,
İşte çiğnetmedi namusunu işte çiğnetmeyecek…”

Peki, kimdi bu Asım?

Asım Bin Sabit…

Bir peygamber aşığı, Peygamber dostu…

Katıldığı savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş bir askerdi.. Hal böyle olunca başına ödüller konuldu düşmanları tarafından. Kim darda kalsa hemen imdadına koşardı. Savaşların sonrasında da aklını, gönlünü kullanarak İrşat vazifesi yapıyordu. Bir gün bir kabile Efendimize gelerek İslam’ı kendilerine anlatacak bir rehber istedi. Bu isteği duyan Asım göreve talip olup gelen kabileyle beraber Efendimizin huzurundan ayrıldı. Bilemezdi bu ayrılışın Efendimizi son görüşü olacağını… Medine’den biraz uzaklaşınca sinsi planlarını uygulamaya koydular… Etrafları sarıldı, sayıca üstün ve silahlı birçok cani atıldılar üzerine. Arkadaşları şehit olmuştu Asım bin Sabit’in. Biliyordu kendisi de şehit olacaktı ama elini açıp dua etti Rabbine…

“Allah’ım bana şehit olmayı nasip et, bedenime müşrik eli değdirme.”

Ve kaldığı terden müdafaasına devam etti. Kılıcıyla, kalkanıyla, mızrağıyla. En sonunda okçular vurdu onu. Yaralı haliyle bile üzerine gidiyordu düşmanların ve sıra emaneti sahibine teslim etme vakti geldi. Efendimize selam etti “Essalamü Aleyke Ya Resullullah”… Sahabesiyle sohbette olan Allah Resulü selamı alıp, sahabeye durumu anlattı…

Müşrikler Asım bin Sabitin cansız bedenini alıp yakacaklardı ki, azgın bir arı sürüsü Peygamber Dostunun na’şını sardı. Hiç bir müşrik yaklaşamıyordu yanına. Akşam oldu, arılar gitmiştir ümidiyle Asım’a yaklaşmak isteyen müşrikleri bu sefer yağmur karşıladı. Öyle bir yağmur ki sel olup Asım’ın na’şını taşıdı.

Ettiği dua kabul olmuştu Asım’ın. Bedenine müşrik eli değmedi…

İşte Akif bu savlet üzere vatan toprağına düşman ayağı bastırmayan Çanakkale Şehitlerinden bahsederken Asımın Nesli dedi. İngiliz amiralinin görmüş olduğu Beyaz giyimli kişilerden biri olabilir miydi Asım Bin Sabit? Seyit Çavuş o mermiyi kaldırırken omuz vermiş olabilir mi Musab Bin Umeyr? Süngü takıp düşman üstüne atılanların arasında Şehitlerin Efendisi, yalın kılıç savaşan Hz. Hamza var mıydı? Ya da namaz kılıp dua eden şehitlerin arasına katılmış mıdır Sultan-ı Rasul? belki katılmıştır, yine Mehmed Akif’ten mülhem,

“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber..” …

Bundan tam bir asır önce vatan için, Dar’ül İslam için 250.000 şehit veren ecdadın torunlarıyız.. Onur için, durur için Çanakkale bize yeter ancak şimdi yeniden ayaklanma vakti gelmiştir. Zira memleketin her köşesinde ayrışmalar meydana gelmekte.

Türkün, Kürdün, Laz’ın, Çerkez’in sırt sırta vererek kurtardığı vatan maalesef masa başı oyunlarla parçalanmak üzere.

Lise sıralarını bırakıp savaşa koşarak ONBEŞLİLER diye can verip nam alan ecdadın torunları Okul Tuvaletlerinde Uyuşturucu kullanır hale geldi.

Savaşın en yoğun olduğu sırada düşmana siper olan 57. Alayın yerini, PKK ile iş birliği yapan komutanlar aldı.

O gün askeriyle aynı yemeği yiyen devlet büyüklerinin yerini şimdilerde beş yıldızlı otel lobilerinde düşmanlara vatanı peşkeş çeken siyasiler aldı…

Rabbim bu millete yeniden bir ÇANAKKALE RUHU nasip eylesin…

Bu duygu ve düşüncelerle, bu din, bu devlet, bu millet, bu bayrak için can veren şehitlerimize Cenab- ı Haktan Rahmet diliyor, onları Rahmet, minnet ve şükranla anıyorum…

Haftaya ömür vefa ederse buradayız.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.