fbpx
DOLAR 18,6394 0%
EURO 19,6379 0.06%
ALTIN 1.077,60-0,24
BITCOIN 3168020,28%
Ankara
10°

PARÇALI BULUTLU

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

>
Hakan Öztürk

Hakan Öztürk

02 Şubat 2022 Çarşamba

UNUTAMADIK Barış MANÇO’ muzu !?…

UNUTAMADIK Barış MANÇO’ muzu !?…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Barış abiyi hatırlıyorsunuz değil mi?
Unuttunuz mu yoksa!?
Ona ihtimal veremiyorum, çünkü onu unutmak mümkünmüdür acaba?

Kendi deyimiyle “Unutamadık” da hâlâ…

O ölümü şöyle tarif etmişti; “Kişinin ismi artık telâffuz edilmeyip, söylenmediği zaman ölmüş demektir”, diyordu…

O,
Çocukların Barış abisi…
Gençlerin rol modeli…
Orta yaş üstünün arkadaşı…
Herkesin kendi yaşına uygun gördüğü gönüldaşı…

Uluslararası alanda adı gibi “BARIŞ ELÇİSİYDİ…

Moda’daki adresine her kesimden gelen mektuplar direk kendisine ulaşır ve okumadan geçmezdi…

Kendine has, hiç yadırgamadığımız saç tarzı, bıyıkları, 10 parmağına taktığı yüzükleri ve ömre bedel gülüşü….

Evet BARIŞ MANÇO’dan bahsediyorum…

O, her evin bir bireyi gibiydi sanki…
7’den 77’ye herkesin gönlünde taht kurmuştu…

“ADAM OLACAK ÇOCUK” isimli çocuk programıyla tüm çocukların Barış abisi, pazar günlerimizin vazgeçilmeziydi…

Ülkemizin dört bir yanını karış karış gezerek, bizlere tanıttıktan sonra da dünyaya açılmış ve gidip göremediğimiz ülkelerin tüm güzelliklerini kendi üslubuyla bizlere takdim etmişti.

Bir çok dili, anadili gibi konuşur, diğer ülkelerle kurduğu diyalog, bizi kedisine her seferinde hayran bırakırdı…

Nasihat tarzında şarkıları, yaşamı hep ilginçliklerle doluydu…

Saygı duyduğu değerlere ise asla tavizi yoktu…

Barış Manço’nun 1993 yılında konser için Samsun’da yaşadığı duygu yüklü bir anısı ve hayatı boyunca da unutamayacağı hüzünlü bir de hikayesi vardı.

Barış Manço, 24 Mayıs 1993 yılında çıktığı konser turunda bu seferki adresi Samsun’dur.

O dönem Muzaffer Önder’in başkan olduğu Samsun Büyükşehir Belediyesi, konser için 100 bin lira para harcamıştır.

Barış Manço tam sahneye çıkacağı esnada, Elazığ-Bingöl karayolunda 33 askerin teröristler tarafından şehit edildiği haberini alır.

Konser için bütün hazırlıklar yapılmış ve vatandaşlar konser alanını doldurmaya başlamışlardır…

Ülkece derinden yaşanan bu acı olay neticesinde Barış Manço hüzne boğulur ve bu durumda eğlenmenin doğru olmayacağı kanısına varır…

Sahneye çıkarak bütün Samsun halkından özür dileyerek, konseri iptal ettiğini açıklar…

Barış Manço konseri iptal etme kararının ardından da yapılan harcamayı karşılamak ister. Başkan Muzaffer Önder’e bir çek yazıp uzatır. Muzaffer Önder’in bu durum karşısında verdiği cevap ise Barış Manço’yu duygulandırır…

Muzaffer Önder, Barış Manço’ya, “O çekin yeri Mehmetçik Vakfı’dır” der…

***

Onun besteleri ve şarkılarıyla büyümüş bir nesil olarak, şimdiki zamanlarda dinlediklerimiz, mânâsız ve bomboş geliyor bizlere…

Öyle ki, sanki atasözü misali, toplumun her kesiminde, duruma göre şarkısının sözleri yerini alıyordu mutlaka…

“Yaz dostum;
selâm almayana yiğit denir mi?”…

Yaz dostum;
Yoksul görsen besle kaymak bal ile…

Yaz dostum;
Garipleri giydir ipek şal ile….

Yaz dostum;
Öksüz görsen sar kanadın kolunu…

Yaz dostum;
Kimse göçmez bu dünyadan mal ile”…

“Buyurun dostlar buyurun, Halil İbrahim sofrasına”…

“Nane, limon kabuğu,
bir güzel kaynasın aman,
içine hatmi çiçeği,
biraz çöre’ otu katasın aman
hatta biraz tarçın,
bir tutam zencefil aman
bin derde deva geliyor”…

Ve her bayram sabahına;
“bu gün bayram,
erken kalkın çocuklar” coşkusuyla uyanmak…

Tadına doyamadığımız şarkılarıyla evlerimizde, gönüllerimizde, unutamayacağımız bir yeri oldu BARIŞ ABİMİZİN…
O yerin boşluğu hiç dolmadı, dolmayacak da…
Kış yağmurlarıyla, göçtü gitti gül pembe…

Unutmak kolay demişti, unutursun demişti…
Lâkin gönlümüzdeki sızısıyla, aradan yıllar geçse de;
Biz hâlâ unutamadık onu…

MEKÂNIN CENNET OLSUN GÜZEL İNSAN….

Devamını Oku

MOLLA ZÜBEYDE ANNEMİZ…

MOLLA ZÜBEYDE ANNEMİZ…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

–Ali Rıza bey, Mustafa’yı dindar bir okula gönderelim.

Dîni-bütün bir çocuk olsun. İslâmiyeti öğrensin. Onu Mahalle Mektebi’ne yazdıralım.

 

–Olmaz hatun!

Oğlumuz asker olsun, subay olsun. Şemsi Efendi Mektebi’ne gönderelim.

 

–Bey, Mustafa da dedesi gibi Kur-an’ı Kerim öğrensin, namazında, niyazında…

İslâm’ın çizgisinden ayrılmasın…

 

–Tamam iyi de hatun, yine öğrenir dinimizi. Bu şehirdeki eşkiyalardan biz çok çektik. Asker olsun ki, kurtarsın bizleri bunlardan. Üstelik devletimizin askere, subaya da ihtiyacı var. Mustafa kabiliyetli zeki bir çocuk. Bu askerî dehasıyla memlekete çok daha faydalı bir insan olur.

 

  İşte Ali Rıza Bey ve eşi Zübeyde Hanımla aralarında oluşan bu küçük münakaşeden sonra, Ali Rıza Bey, Zübeyde Hanım’ın gönlü kırılmasın diye, oğulları Mustafa’yı önce Mahalle Mektebi’ne, daha sonra da Şemsi Efendi okuluna gönderirler.

 

 VE SONRASI MALUM…

 

  Koca bir ülkeyi karanlıktan kurtarıp, bir cumhuriyet kuracak, devrimleriyle, ilkeleriyle, inkılaplarıyla adını tarihe devlet kurtaran lider olarak yazdırtacak bir deha yetişecektir.

 

*  *  *

 

 TBMM arşivinde bulunan bu diyalog, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde hanımla, babası Ali Rıza bey arasında geçmiştir.

 

  *  *  *

 

  Görüldüğü gibi Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa’nın ısrarla Mahalle Mektebi’ne gidip, orada Kur’an-ı Kerim öğrenmesini ve islâm çizgisinde yetişmesini istiyor. Çok beğenip takdir ettiği, kendisinin ve eşinin babası gibi bir hafız, âlim olması için ısrarcı oluyor.

 

  Zübeyde Hanım’ın tarihî arşivlerdeki fotoğraflarına da bakacak olursanız eğer, başı kapalı ve gayet müstesna resimlerdir. Yani uygunsuz, müstehcen hiç bir resmine asla rastlayamazsınız. Şüpheye düşürecek, endişe duyulacak hiç bir görüntüyle karşılaşma olasılığınız, ihtimal dâhilinde bile değildir.

 

  Dört çocuğunu çeşitli hastalıklardan dolayı kaybetmiş, üstelik Ömer isminde bir çocuğunun da köpekler tarafından parçalanmış haldeki cesedine şahit olmuş yüreği yaralı bir annedir Zübeyde Hanım.

 

   Eşi Ali Rıza Bey, vefat ettiğinde, kızı Makbule ve oğlu Mustafa’yla kalakalmıştır. Çaresiz onları da alıp kardeşinin yanına sığınmıştır. Daha sonra da kardeşine yük olmamak için mecburen evlenmek zorunda kalmıştır.

 

  Zübeyde Hanım, sofu, yani bilgili, kültürlü, düzgün bir aileden gelmiştir. Namuslu, iffetli, tam bir Osmanlı kadınıdır. Çok iyi bir manevîyata sahiptir.

 

İlkokul mezunu olmasına rağmen, oldukça bilgili ve ilim sahibidir. İnsanlar zaman zaman herhangi bir hususta fikir anlaşmazlığına düştükleri zaman “bunu bilse bilse Zübeyde hanım bilir” diyerek onun bilgisine başvurmuşlardır.

Bu özelliğinden dolayı da çevresindeki insanlar ona hep  MOLLA ZÜBEYDE diye hitap etmişlerdir.

  *  *  *

   15 Ocak Zübeyde Hanım’ın ölüm yıldönümü.

 

   Tarihte bir çığır açmış, yeni bir devlet kurmuş, Cumhuriyet gibi bir özgürlüğü miras bırakmış, tüm dünyaya kafa tutup düşmana göğüs germiş bir lider, bir dehâ yetiştirmiş, kimi zaman acılar yaşamış elleri öpülesi saygıdeğer bir anne…

 

Ne acıdır ki okumak, araştırmaktan aciz, bir avuç zırcahil sürüsünün böyle bir insana dahi kulak dolusu duyumlarıyla attıkları iftiralarına maruz kalıyoruz zaman  zaman.

 

     Tamamı fason, içi boş, hadsizce yapılmış kuru gürültüden ibaret edepsizlik.

 

     Keşke herkes Zübeyde Hanım kadar iffetli, onun kadar bilgili, onun gibi âlim olabilse…

 

  15 OCAK 1923 YILINDA VEFAT EDEN, BÜYÜK ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN DEĞERLİ VÂLİDESİ, ASİL VE ÖRNEK İNSAN, ZÜBEYDE ANNEMİZİ, RAHMETLE YÂD EDİYOR, SONSUZ SAYGI VE HÜRMETLERİMİ SUNUYORUM…

 

  “Tarih yazmak, yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa; değişmeyen hakikat bir gün karşısına çıkacaktır”

M.K.ATATÜRK

Devamını Oku

Hakan Öztürk Yazdı Merhaba

Hakan Öztürk Yazdı Merhaba
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MERHABA….

 

   Merhabalar değerli okurlarım …

Farklı bir sitede, farklı bir platformda yine sizlerleyim…

 

    Gerek yazılı basında, gerek internet gazeteciliğinde köşe yazılarımla sizlerin sesi olmayı hep ilke edindim ve bu çizgide Allah’ın izni ve sizlerin desteğiyle devam ediyorum.

 

     Nasıl ki yapılan her iş, başlı başına bir emek, bir ustalık, bir sevgi istiyorsa, yazmak da aynı öyle…

 

Yazarlığın  da farklı alanları kulvarları var elbet. Roman, şiir, tarih gibi daha da bir çok kategorileri sayabiliriz. Hepsine saygımız sonsuzdur…

 

Lâkin basın yazarlığı çok daha farklı bir mecra, farklı bir alan…

 

   Bir olay meydana geldiğinde, toplumsal bir sıkıntı yaşandığında gözardı edemiyorsunuz. Vatandaşın sorunu sizin de sorununuz hâline geliyor, insanların acı dolu feryatları, döktüğü gözyaşları sizin de içinize akıyor damla damla hüzün oluyorsunuz o esnada…

 

Hemen kapıveriyorsunuz kalemi kağıdı… O acıları yaşayan insanların hissiyle duyguları dile getirmek, basının etkisiyle seslerini duyurmak istiyorsunuz…

 

Sonrasında şayet bu sese kulak verilip de çözüm bulunulursa, işte o gözyaşı, sevince dönüşüyor ve tanımı tarifsiz bu mutluluk, tüm yorgunluğunuzu alıp götürüyor…

 

Doğru yolda olduğunuzu düşünüp yürümeye devam ediyorsunız. Azminiz biraz daha artıyor ve yere daha sağlam basıyorsunuz…

 

   Birbirinden değerli yazarların biraraya geldiği bir yazarlar günü toplantısında en çok ilgi duyduğum tarih ve gündem kitapları arasında ÇERİ isimli kitap, bir hayli ilgimi çekmiş ve  GÖKHAN ÇAYIRLI gibi değerli bir insanla dostluğumuza vesile olmuştu.

 

Bu kitabı okuduktan sonra bu derece bilgi, tecrübe ve fikirlerlere sahip böyle bir kişinin basın camiası içerisinde  yer alması gerektiğini düşünmüştüm.  Çünkü ÇERİ tarzı kitapları okuduktan sonra anlıyorsunuz ki günümüzde yaşanan olaylar yıllar öncesinde planlanıyor ve günümüzde yaşanan hiçbir olay tesadüfen meydana gelmiyor…

 

  Gökhan Çayırlı üstadın da bu denli bilgi birikimiyle topluma faydalı olacağı düşüncesindeydim her daim.

 

   Nitekim açtığı İNFİAL HABER SİTESİYLE hem benim temennim gerçekleşmiş oldu hem de topluma bilgi sağlayacak bir site ülkemize kazandırıldı.

 

   Kısacık bu süreçte bile çok güzel bir çıkış yapan zengin içerikli değerli haber sitesinin yazarlar köşesinde Gökhan Çayırlı kardeşimin ilk aklına gelen kişi olmam da beni ayrıca mutlu etti.

 

Bana yapılan bu teklifin 10 Ocak Gazeteciler Gününe yakın bir zamanda olması da ayrı güzellik ve hoş bir tesadüf oldu.

 

Ben de elimden geldiği, dilimin döndüğünce İNFİAL HABER’de sizlerin sesi olmaya, sizlerle beraber doğru bildiğimiz yolda yürümeye, güzelliği alkışlamaya, yanlışlı doğrulamaya, hakikatleri anlatmaya devam edeceğiz…

 

   Başta Gökhan Çayırlı üstadım olmak üzere İnfial Haber ailesine çok teşekkür ediyorum.

 

Allah gönlümüzü ve kalemimizi doğruluktan ayırmasın.

 

Sesin olamıyorsa şayet sesim;

Bu kalem o zaman neylesin,

Hakikatleri yazabiliyorsam eğer;

Allah her daim muvaffak eylesin…

 

Selâmetle…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.