fbpx
DOLAR 18,6477 -0.02%
EURO 19,5666 0.03%
ALTIN 1.061,670,29
BITCOIN 317059-1,18%
Ankara

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

>
İlhan Şahin

İlhan Şahin

18 Mart 2022 Cuma

Ülkü

Ülkü
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir Hareketin Anatomisi “ÜLKÜCÜLER”

Ülkücüler İnsanlık âleminin Türk familyasından nesli tükenmekte olan bir türdür. Yaklaşık 5 bin yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan bu tür tarihte yüzlerce devlet kurmuş, yine o devletleri kendi eliyle yıkmıştır. Ancak kendi küllerinden doğan adeta bir Zümrüd-ü Anka kuşudur. Her yıkılanın yerine bir yenisini kurmuştur.

Ülkücü, Çin sarayına baskın veren Kürşat, ıslıklı oklarıyla savaşı bir sanata dönüştüren Mete, Hindistan’a Türkçe konuşturan Babür, Moğol’a ders veren Baybars, Malazgirt’te Alparslan, Söğüt’te Osman Gazi, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de, Balkan dağlarında Mehmet, Sakarya’da Mustafa Kemal, Tabutlukta Atsız, Kafkasya’da Enver, Darağacında Mustafa Pehlivanoğlu, Mamak’ta Türkeş, Keş Dağlarında Muhsin, Üniversitede Fırat, Bilim Alanında Aziz olur.

Bu insan türünün sevdası Ülkü isimli bir güzeldir. Kızıl bir Elma’nın peşinde savrulur durur. Sevdasını içine atar kimseye söylemez. Her kes onu eleştirir, o kimseyi eleştirmez. Yaşı ne olursa olsun mahallenin ağır abisidir. Mahallenin asayişi ondan sorulur. İşkence görür sesi çıkmaz. Ancak kendisinin üzerinden işkembe büyütenleri bilir edebinden konuşmaz. Damarına basılınca azıcık sesini yükseltse bilir ki hemen “Hain” damgası yer. Ülkücü demek çileye talip olmak demektir.

Bu tiplerin yetiştiği büyüdüğü Ocak isminin verildiği bir “Kurt İni” vardır. Burada küçüğe sevgi, büyüğe saygı öğretilir. Herkes deveyi hamutu ile yutarken, “Ülkücü” ismi verilen bu tür simit ve çaya talim eder. Buraya gelenlere “Dava adamı olma, kimsenin adamı olmama” öğretilir. Bu Ocak’ta yetişenler, ülke dara düşünce “Kim var bu uğurda ölecek” diye sorulduğunda ardına, sağına soluna bakmadan “ben varım” derler. Bu Ocağın başkanına “Reis” unvanı verilir.

Bunların acıları vardır, yokluk içindedir ancak Türk Dünyasından bir mazlumun ayağına diken batsa kendi dertlerini unuturlar. Bunların ciğeri sızlar. Ülkücüler, Türkleri bir vücut gibi görürler. Doğu Türkistan’a ağlarlar, Kerkük’e yanarlar, Kırım’a gözleri yaşlı bakarlar. Ellerinden bir şey gelmeyeceğini bilirler. Ülkücüler, simit yer, çay içerler ancak ne yetim hakkı yerler, ne mazlum kanı içerler.

Ülkenin sıkıntısı bittiği zaman unutulur bu tipler. Ülkeyi yönetenler genelde sevmezler bunları. Türklüğü sevmezler ki bunları sevsinler. Kimisi Arap’a hayrandır, kimisi Moskofo, kimisi Almana. İşte burada kıyamet kopar. Bu Ülkücülerin en çok sevdiği slogan  “Ne mutlu Türküm Diyene”dir.  İşte bu slogan hep birilerini rahatsız eder. Rahat hareket edemezler, kul hakkı yiyemezler, ihale götüremezler, Kobaniye selam söyleyemezler.

Ülkede hiç reklamları yapılmaz bunların. Buluş yaparlar, ödül alırlar, kitap yazarlar, vatan için ölürler ancak bunu kimse takdir etmez. Bölücü hainlere dalkavukluk edenler, askere polise kurşun sıkanlar, milleti hor görenler sanatçı olur, bilim adamı olur, düşünce suçlusu olur ancak Ülkücüler reklam yapmayı bilmediği için, “kan içici vampir” olur, “mafya” olur, “Faşist” olur ya da “Kuro” olur. Bu familyanın genelde torpilleri yoktur. Bundan dolayı da hak ettikleri yere zaten gelemezler. Nokta kadar menfaat için virgül kadar kıvrılmayı bilemezler. Bunu ar sayarlar, yani kısaca Türk olduğu için kendi vatanında hiç mutlu oldukları görülmemiştir.

Sözünü ettiğimiz familyanın çakması da çoktur. Bu türü her yerde görürsünüz. Menfaatleri nereye dönerse dönerler. Aslında bu işin kaymağını da bunlar yer. İşlerine gelince dava adamı olurlar. İşleri bitince başka dağlarda nemalanırken kendilerine sanki araba modeliymiş gibi “Eski Ülkücü” ismini takarlar. Adım başı bunlara denk gelirsiniz. İşte Ülkücü Hareket için en tehlikeli olanlar bunlardır. “Doğan görünümlü Şahin” misali çok kaçar, az yakarlar. Her devrin adamı olmayı bilirler ancak dava adamı oldukları görülmemiştir.

Ülkücülerin ağladıkları görülmemiştir ama ülkücüler de ağlar, acı çeker ve sevdalanırlar. Bu insani ihtiyaçları ulu orta yapmazlar. Kısacası tribüne oynamazlar. Bunlar hep siyasetin içinde olurlar ama hiç siyaset yapmazlar. Eli çantalı birileri gelir bunların hakkı olan koltukları kaparlar.  Bu türün yaşı kaç olursa olsun seçimlerde afiş yapıştırırlar. Ellerinde çantayla gelenler vekil olur, başkan olur, müdür olup ülkücünün emeğini kebap sofralarında meze yaparken, bizimkiler simit ve çaya devam edip Allah’a şükür ederler.

Diğer insan türleri ile aralarında hep bir iletişimsizlik vardır. Kendilerini anlatamazlar. Bir güzel gözlüye vurulur ancak söyleyemezler. Söyleseler de bir pastanede çay dahi içeremezler çünkü cepleri hep deliktir. Bunların Asena ismi verilen dişileri de erkekleriyle aynıdır. Şehit olmuş evlatlarının, gardaşlarının, sevdiklerinin arkasından için için ağlarken düşman sevinmesin diye boyunlarını dahi bükmezler.

Bu türün ilginç gelenekleri vardır. “Vatan sana canım feda” derler, canlarını da, geleceklerini de feda ederler, ancak bunun karşılığında diyet istemezler. Mesela küsme huyları yoktur.  Vatanı yönetenlerin vatana kurşun sıkanlara kebap ısmarladıklarını görürler devlete küsmezler. Hatta canlarını verdikleri “Devlet” bunları Mamak’ta işkenceye tabi tutarken bile devlete küsmezler. Onlar sadece kendi kaderlerine küserler.

Hele bunların 12 Eylül 1980’ni yaşamış olanları var ki bunlar özellikle incelemeye tabi tutulmalıdır. Bunlara genelde “Yusufiyeli” ya da “Taş Medreseli” ismi verilmektedir. Mesela bunlar 12 Eylül öncesini sorulmayınca anlatmazlar, reklamını yapmazlar. Bundan hiç siyasi çıkar elde etmezler. Zaten isteseler de beceremezler. Şehit arkadaşlarının arkasında dua okurlar, senede bir, bir araya gelerek gençliklerinin diyetini verdikleri devletin bekası için dua ederler.  Bu taş medreselileri her yerde göremezsiniz. Ama çakmalar en çok bunların üzerinden bonus toplarlar. Ömründe karakol görmemiş çakmalar her çay ocağında, her köşe başında kendilerinin 12 Eylül öncesinde nasıl ”kahramanlık!” yaptıklarını anlatırlar. Ama işin aslı hiçbir zaman öyle olmamıştır.

Evet, sevgili okuyucularımız bu insan türü en son 15 Temmuz ihanetinde bir kez daha ortaya çıktı ve devlete siper etti gövdesini. 15 Temmuz sonrasın da tekrar günlük işlerine döndü. Ta ki kutsal gördükleri devlet bir kez daha çağırana kadar.

Evet, artık yazının sonuna geldik. Yaptığımız incelemenin sonuçlarını yukarda paylaştık. Kendinden bir parça bulan bu yazıyı sahiplenir bulmayana da sözümüz yok. Zaten bizde akıl sağlığı yerinde olanlara yazıyoruz. Akıl yürütmeyenlerle de işimiz olmaz.

Şimdi ben rahmetli Ali Metin Tokdemir Beyin sözüne uyuyorum. Ne demişti rahmetli:

“Ülkücülük bazen; evinin bir köşesine çekilip, lekesiz ve onurlu bir şekilde yaşamaktır.”

Artık eve çekilme zamanı dostlar. Selametle…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.